Hayat Boktan

Yazıldığı yıl: 2014
Antoloji: Tek Kişilik Firar, Tevfik Uyar - Kırmızı Kedi.

Sabahtan duyurusunu yapmışlardı ve evimize kapandık biz de. Fırtına güneş batarken başladı.

Bu fırtına en tuhafından. Üzerine estiği maddeyi yapı taşlarına ayırıyor. Kurşundan çeperleri olan sığınaklarımızda güvendeyiz. Yan odamdaki kimyacı pezevenk fırsat buldukça çok şiddetli bir fırtınada kurşun çeperlerin de dağılma olasılığından bahsederek herkesi korkutuyor. Bence amacı kızların ilgisini çekmek. Toka çalıp kaçan ilkokul öğrencisinin büyümüş, kimya okumuş ve boyut değiştirmiş hâli.

Her fırtınadan sonra bambaşka buluyoruz çevreyi. Madde ayrışabildiği kadar ayrışıyor zerrelerine. Önce atomlarına, sonra ondan daha küçük yapıtaşlarına ve en nihayetinde kuantlarına. Fırtına dinerken tüm bozonlar birbirine yeniden kavuşuyor. Olanca madde yeniden vücut buluyor ve varlığın yeni bir görüntüsünü oluşturuyor. Üst kattaki fizikçi dışarıda kalan birisi yaşayabileydi belki de zaman yolculuğu yapabileceğini söylüyor: Bu fırtına sırasında madde bozunup birleşirken uzay zamanı büküyormuş. Uzay zaman bükülünce yokuş aşağı kayıyormuşsun. Ya da sen dışında her şey yokuş yukarı tırmanıyormuş. İyi bir fizikçi olduğunu duymuştum, herhalde bir şeyler biliyordur. Zaten belki biz de zaman yolculuğu yapıyor olabilirmişiz her fırtınada; fakat bunu ölçecek başka bir referansımız yok. 100 yıl ileriye gitmişsek de, geriye gitmişsek de bunu ölçebileceğimiz bir referans yok. Kıyas yok ise zaman anlamsız. Sadece yaşlandığımızı biliyoruz. Onu da sadece biliyoruz. Aynaya bakarak anladığımız bir şey değil.

Ben bir uçak mühendisiyim. Uçaklarımız varken anlamım vardı, şimdi başka anlamlara büründüm. Tesisata bakıyorum mesela, yapacak başka iş yok. Tuvaletler sık sık doluyorlar ve elim değmişken temizliyorum onları da. Kanalizasyon yok tabiki de, vakuma çekip dışarı salıyorum. Fırtına her şeyi olduğu gibi atıklarımızı da ayırıyor yapıtaşlarına ve dinerken onları da her yere karıştırmış oluyor. Dün "hayat çok boktan!" dedi biyolog olan diğer komşum ve hemen "haklısın" dedim bu yüzden.

İstesek bir düzen oturturduk ama -ne kadar ilgisiz görünse de-, dışarıdaki maddenin düzeni yok diye bizim de bir düzenimiz yok. Anarşi bile yok burada. Burada ne var hakikaten? Geri dönmeye yönelik bir ümidimiz yok. Bulunmaya yönelik bir ümit de yok. Fırtınayla saklambaç oynuyoruz...

Gezegenbilimciler fırtına çıkacağını söylüyorlar ve bizler saklanıyoruz. Şanslıyız ki çok sürmüyor, en uzunu dört saat sürdü bugüne dek. Fırtına bitince çocuklar gibi şen, dışarı çıkıp çevremizde neler olmuş ona bakıyoruz. Yanıbaşımızda bir dağ bitmiş oluyor bazen. Bazense koca bir çukur açılıyor. Ortaya çıkan tuhaf şekilleri bir şeylere benzetmece oynuyor diğerleri, bense onları ümitsiz insanlara benzetiyorum... Zaten ümitsiz olduklarından kendimi de pek yaratıcı hissetmiyorum.

Karşı komşum fırtına fikrini reddediyor. Bozulan ve bütünleşen madde değil ona göre. Fizikçilerin fırtınanın doğasını kanıtlarıyla çözmüş olmaları onu ilgilendirmiyor... Ona göre biz hareket ediyoruz ve fırtınalardan sonra gördüğümüz her yeni manzara aslında gezegenin başka bir diyarına sürüklenmemizden ileri geliyor. Bana da söyledikleri mantlıklı gelmiyor değil ama fizikçilerin açıklamalarını yadsıyamıyorum. Kapı komşum fırtınalara ancak fiyatlara olan etkisiyle bakabilecek bir iktisatçıydı. Şimdi sadece takvimi tutuyor. Temeli bizim gibi katı doğa bilimlerine dayanmadığı için belki bizden daha özgür düşünüyor. Zira bu gezegende "katı olan her şey buharlaşıyor".

Merak etmiyorum gerçekte ne olduğunu. Talihsiz bir gemi kazası işte... Jules Verne'in 2 Yıl Okul Tatili'nde değiliz: Yakınlardan bir gemi geçmeyecek. Goldberg'in Sineklerin Tanrısı 'nı oynamıyoruz: Öldürecek şişman yok. Neden topluca intihar etmediğimizi düşünüyorum bazen. Bu kadar çaresizliğe katlanmamızın nedeni ne? Medeniyet adına bildiğimiz her şeyden uzak, bir avuç insan... Fırtınalardan kaçıyor, kimi zaman açlıkla mücadele ediyor, gezegenin vahşi doğasının yarattığı problemlerle uğraşıyor. Bu çileyi neden çekiyor bu bir avuç insan? Önce bana manidar bir soruymuş gibi geliyor. Sonra aydınlanıp gerçeği görüyorum: İnsan bu şartlar için evrildi zaten. Avcı toplayıcı atalarımızın sorunlarıya bizim sorunlarımız aynı. Onlar medeniyetsizlikten sıkılmadılar; çünkü medeniyetleri oydu zaten. Bedenimiz, zihnimiz ve bu ikilinin hayata tutunma biçimi zaten bu koşullar içerisinde şekillendi. Bu nedenle bir ümide bile ihtiyaç yok.

Öte yandan... Bir ümidim var aslında –kimseye söylemedim henüz-, şu zaman yolculuğu mevzuu... Her fırtınada binlerce yıl ileriye gidiyorsak eğer tepemizde gelişmiş uygarlıklara ait bir otoban bulabiliriz bir gün. İleriye gitmemiz şart değil, çünkü belki biz insanlar geç uygarlıklardanızdır. Geriye gidiyorsak da antik uzay uygarlıklarının ipek yolunu görürüz belki, bakımsızlıktan bir kaç binyıl önce yıkılan.

Neyse. Şimdilik tuvaletleri temizlemeye devam. Zaten hayat çok boktan...