Minibüs Klonu

Yazıldığı yıl: 2014
Antoloji: Tek Kişilik Firar, Tevfik Uyar - Kırmızı Kedi.

Bu hikaye Dünya'nın başından geçmiş büyük bir felaketin hikayesidir.

İnsan ırkının Dünya’daki hakimiyetini bitirmek ve onları köleleştirmek isteyen uzayın çok uzak köşelerinden gelmiş, çok güçlü, kuvvetli, pek çok akıl almaz şeyleri kolayca gerçekleştirmeye muktedir bir medeniyetin kıymetli üyeleri, Ay’ın hemen arkasındaki büyük gemilerinde toplantı yapıyorlardı. Konsey, Dünya’dan henüz dönmüş uzmanlarının tavsiyelerini dinlemeye geçmişti. 

Tasarruf manyağı olarak bilinen bu ırk, isteklerini en az enerjiyi sarf ederek ama yüksek kesinlikle gerçekleştirmek istiyorlardı. Bu yüzden cümbür cemaat Dünya'ya gelmeden yıllar önce insan kılığında uzmanlar gönderip onlardan insanlığa çektirilebilecek en büyük acının, verilebilecek en büyük cezanın ne olduğunu araştırmalarını istemişlerdi. Hiçbir insanı öldürmeyeceklerdi ama onları tamamen felç edecekler, kendilerine yalvaracakları ve ne istiyorlarsa yaptırabilecekleri bir hâle getirecekler, kısacası süründüreceklerdi. 

Uzmanlar bu amaca hizmet eden çözüm tekliflerini başlıklar halinde sundular. En ilginç görünen çözümü en kısa boylu olan uzman sunmuştu: Sonsuzluk Motoruyla İmâl Edilmiş Minibüs Replikaları.

Uzman, konsey üyelerine hem henüz bir gün önce tamamlayabilmiş olduğu kalın yazılı raporu dağıttı hem de raporu okumak istemeyen konsey üyeleri için projesini sözlü olarak özetledi: İnsan denilen tür otomobil adı verilen motorlu taşıtlara bağımlıydı. Neredeyse tuvalete dahi otomobille gidiyorlardı! Nasıl ki kendi türlerinin bir dolaşım sistemi ve bu dolaşım sisteminin ana unsuru olan damarları vardı –"ki gariptir insanlarda da böyledir bu dolaşım sistemi" diye ekledi-, insanların şehir dedikleri yaşam alanlarının da damarları bulunuyordu. Bu damarlar genişliklerine göre sokak, cadde ve yol gibi isimlerle isimlendiriliyorlardı. Kendi gemilerinin bilgi işlem sisteminde yer alan ve ortaya çıktıklarında kablolardaki veri akışını kesen parazit silikon canlı formları gibi, Dünya’da da bu insan ve madde akışını kesen minibüs adlı başka tür bir biyomekanik araç formu bulunuyordu. Bu minibüslerin uygun şekilde kullanılması halinde insan ırkının yaşamı felce uğratılabilirdi.

Birkaç soru içeren soru-cevap faslından sonra konsey üyelerinden antenli olanı fikri öne süren uzmanın Dünya’nın sadece belirli bir bölgesinde gözlem yaptığı için bu saldırının gezegenin tamamını etkileyemeyeceği ihtimaline dikkat çekti. Fakat gözlemlerini ve projelerini henüz sunmamış olan diğer uzmanlar bile fikri o kadar beğenmişlerdi ki atıldılar: Kendi inceledikleri bölgelerde trafik o kadar düzgün akmakta, sokaklar ve caddeler o kadar sessizdi ki, bilakis diğer bölgeler için çok daha etkili bir saldırı olabilirdi.

Oylama yapıldı. Bir red, bir çekimser, beş kabul oyuyla saldırının uygulanmasına karar verildi. Taarruzun komutası hinlikleriyle ünlü bir generale verildi. Saldırı planını duyar duymaz onu yönetmeyi tutkuyla isteyen general, plan üzerinde iki-üç Dünya saati süresince çalıştıktan sonra, tek şeritli yolda sürekli korna çalarak ilerleyip her yirmi metrede bir duran ve pervasızca arkasında 4 km. 712 m. uzunluğunda kuyruk oluşturan bir İstanbul minibüsünü numune olarak seçti. Numune minibüsün şöförü bir elini dışarı sarkıtıp diğer eliyle de vites topuzunun ensesine bir tokat atmak suretiyle vitesi üçe attığında saldırı başladı.

Bir anda tüm caddeler birden bire ortaya çıkıveren, kornaları hariç (bu saldırıyı yöneten generalin küçük bir hilesiydi) birbirinin tıpkısı ve aynısı minibüslerle dolmaya başladı. Bir bakterinin bölünme hızıyla çoğalan minibüslerin tüm Dünya cadde ve sokaklarını doldurması sadece iki saat aldı. Uzaydan göründüğü kadarıyla köy yolları, patikalar ve megatonluk gemilerin güverteleri bile minibüslerle dolmuştu.

Kimisi kornaya seri bir şekilde kısa kısa basıyordu: “Dı dı dı dı dı dı dııııt”.

Kimisi bir Dünya sineması klasiği olan The Godfather adlı filmin müziğini çalıyordu: “Dı dı dı dıııı dı dıııı dı dııııı dı dıııııı dı dııııııııııı”.

Kimisi ise sadece üç notadan müteşekkil bir tekrardan ibaretti fakat havalı kornaydı: “Ni na no ni na no ni na no”.

Gündelik yaşam felce uğramıştı. İnsanlar otomobilleriyle hareket edemiyor, marketlere ürün gelmiyor, çöpçüler çöp toplayamıyor, okullarda gürültü nedeniyle ders işlenemiyor, teyzeler güne gidemiyorlardı. Seçilen minibüs numunesi yakıt olarak motorin yerine on numara yağ kullandığı için bir anda tüm Dünya cadde ve sokaklarından gökyüzüne kapkara bir egsoz dumanı yükselmeye başlamış, bir koro halinde çalınan kornalar park halindeki diğer araçların alarmlarını çalıştıracak kuvvete erişmiş, caddelerin gürültüsü insanı çileden çıkaracak hale gelmişti.

İlk ölüm İsviçre’de "intihar etmek" suretiyle yaşandı. İsviçre’de yaya geçitleri yüzünden zaten pek de ilerleyemeyen –ve kimisi 80 km/saat hızı göremediği için Beşyol Sanayii’nde “Abi bunun motoru hiç açılmamış” yorumları alacak olan- otomobillerin sahipleri ezelden beridir zaten son derece sebatlı olduklarından intihar vakası sanıldığı gibi sürücüler yakasında yaşanmadı. Sokaklardaki korna ve motor sesleri üç blok ötedeki müzik kursundan gelen piyano sesini kestiği için bunalıma giren orta yaşlarını henüz geçmiş olan bir Filemenk kadını daha fazla dayanamadı ve intihar etti. Zincirleme bir etki yaratan bu intihar vakasıyla birlikte Avrupa’da intiharların ya da akıl sağlığını yitirme vakalarının önü alınamaz oldu. İskandinavya başta depresyon olmak üzere pek çok buhransı alanda liderliğe oturdu.

İlk cinayet ise Türkiye’de yaşandı. İstanbul'da Anadolu Yakası'nda bir otomobil sürücüsü arkasından kendisine sürekli korna çalan bir başka otomobil sürücüsüne “nereye gideyim arkadaş, önümdeki minibüs yürümüyor ki!” dedi. Arkadaki sinirli sürücü bu yanıtı mantıklı bulmadı ve öndeki aracın sahibine silah çekti. Silah çeken adam, namluyu doğrulttuğu adamın “Öyle silah çekmek kolaydır, maçan yiyosa vur” yanıtı üzerine erkekliğine leke sürdürmemek gibi çok önemli bir gerekçeyle tetiği çekti. Olayın Minibüs Caddesi olarak anılan bir caddede gerçekleşmesi uzaylılarca “kaderin tuhaf bir cilvesi” olarak yorumlandı ve şanlı savaşlar tarihine bir ironi olarak kaydedildi.

Saldırıya en dirençli ülke Pakistan’dı. Birincisi, klon minibüsler caddelerde kendilerine etkin bir şekilde yer bulamadılar. İkincisi de insanlar trafikte bir anormallik olduğunu anlamadılar bile. Hayat o kadar değişmemiş, her zamanki seyrinde devam etmişti. Fikrin sahibi olan uzmana "yerellik" konusunda itiraz eden antenli konsey üyesi Pakistan’ın durumuyla çok ilgilendi, zira sıradaki değerlendirme toplantısında kendisinin haklı olduğunu Pakistan örneğiyle ortaya koyacaktı.

İnsanlık ilk şoku atlatamamış, havalimanındaki özel uçaklarına hareket edemeyen Dünya liderleri henüz toplanamamıştı ki, mahallelerde kendiliğinden ortaya çıkıveren bir takım sivil direniş örgütleri kendi mücadele yöntemlerini uygulamaya başladılar:

İtalya’nın güney kentlerinde minibüslerin depolarına borular daldıran İtalyanlar onların yakıtlarını boşaltmayı başardılar. Bir süre sonra motor sesleri tamamen sustu, ne var ki geçici bir çözüm oldu bu. Saldırının cevval kumandanı olan uzaylı general durumu fark etti ve bölgeye takviye klon sevk ederek yenileriyle değiştirdi. İtalyanlar her nedense buna pek üzülmedi ve yakıtları aşırmaya devam ettiler.

Hindistan’da bazı gruplar minibüslerin üzerine tırmanmak yoluyla onları göçertmeye başladılar. Türkiye’ye göre tasarlanmış olan minibüslerin tavanları o kadar insanı kaldırabilecek mukavemete sahip olmadıklarından yolcuların tavanda seyahate kalkışmasına hiç dayanamadılar. Ne var ki bu çözüm de geçici oldu, zira uzaylılar şapkadan tavşan çıkarır gibi kuantum reaktörlerinden minibüs çıkarıyor, yeni bir minibüsü göçmüş olan eskilerinin yerine koymaları çok fazla vakit almıyordu.

ABD’de sivil örgütler değil, bizzat ordu “en iyi savunma saldırıdır” diyerek minibüsleri terörist ilan etti ve uzaylı medeniyetine demokrasi getirmeye karar verdi. Denemek amacıyla bir kasabayı nakliye helikopterleriyle komple tahliye edip üç adet F-22, dört adet F-35 ve bir adet de İnsansız Hava Aracı filosunu bölgeye yönlendirip her bir minibüsü keklik gibi avladılar ama infilak eden minibüslerin yerine dalga geçiliyor gibi üstüste üçer minibüs belirmesi karşısında hiç bir şey yapamayacaklarını anladılar. Bu çaresizlik sonrasında Senato atom bombası kullanma seçeneği hakkında uzun sürecek bir tartışmaya girişti.

Böyle böyle bir hafta geçti saldırının başladığı günden bu yana. İnsanlık büyük bir çaresizlik içerisinde acı çekerken diğer yandan da duruma alışmaya çalışıyordu. Gündelik yaşamın olağan akışını bir kenara bırakın, biyolojik olarak elzem bir ihtiyaç olan uykuya hasretti herkes. “Davul çalsalar uyanmam” diyenler minibüs katili olmak üzereydi. Bebeklerin pek çoğunun sağlığı bozuldu. Uyku ilacı stokları dibe vurdu, ilaç sektörü aksayan hayat yüzünden talebe yanıt veremez hale gelince, Eminönü tezgâhlarına –ve Dünya'daki muadillerine- ilk defa Viagra dışında bir ilacın sahtesi düşmüş oldu. 

Neyse ki sosyal medya vardı ki hâlâ bir miktar eğlenilebiliyordu! Hiçbir organizasyon olmamasına karşın “En azından şu Godfather melodisi olmasaydı…” yorumu 72 ayrı dilde Twitter’da hashtag olmuştu. İnstagramda #MinibüsVeBen etiketi (ve diğer dillerdeki karşılıkları #MinibusAndMe, #MinibusEtMoi, #KleinbusUndMir, #MinibasuToWatashi vb.) ile Minibüs selfie’leri paylaşılmaya başlanmış, Facebook’ta süregiden “İddiaya girerim Minibüsleri seven 1 milyon kişi bulabilirim” ile “İddiaya girerim Minibüslerden nefret eden 1 milyon kişi bulabilirim” grupları arasındaki rekabet, yandaşı oldukları siyasetçiler henüz bir yorum yapamadığı için olan biteni nasıl göreceklerini idrak edemeyen bazı medya kuruluşları için iyi haber malzemesi haline gelmişti.

Bu sırada havanın ne kadar kirlendiği, gürültünün psikolojileri ne kadar bozduğu, salınan sera gazlarının çok hızlı bir şekilde iklimi ne boyutta değiştireceği, bozulan sosyal düzenin yakın bir zamanda yağmalama ile başlayacak bir kırılmaya neden olacağı, pizza siparişi ile yaşayan ve yumurta kırmayı bile bilmeyen kalabalık bir öğrenci kitlesinin açlıktan ölmek üzere olduğu gibi detaylarla uzaylılar insanlardan daha çok ilgileniyorlardı. Manzarayı gören uzaylı konseyi kutlamalara hemen başlayıp, ana gezegene zaferi müjdeleyen mesajlar geçtiler. Dünya’yı paylaşma faslında hesaplaması kolay olsun diye ülkelerin sınırlarını cetvelle çizdiler. Minibüs klonu fikrini öne süren uzman “buna en çok Türkler bozulacak” diye düşündü ama dile getirmedi. 

İşte efendiler, Dünya’nın hali böyle idi. Uzaylılar isteklerini dayatmak üzere Dünya’ya hareket etmek üzereydiler. Saklanmış oldukları Ay’ın arkasından çıkmış ve zaferden emin bir şekilde, son model bir Mercedes gibi yavaş ve mağrur biçimde Dünya'ya hareket ediyorlarken, onların sonlarını getirecek hamlenin nereden ve nasıl gelebileceğini kimse tahmin edemiyordu! (Raporu kaleme alan uzman Laleli'de Rus vatandaşları ile gezip tozmaktan bir takım riskleri hesaba katmamıştı.)

Olan bitenden henüz hiçbir haberi olmayan, Dünya’yı kendi kapalı sosyal medya çevresinden takip eden –ve aslında bu yüzden takip edemeyen- genç bir kız, bir haftadır hasta olduğu için yurt edindiği yatağından kendini biraz daha iyi hissettiği için yenice çıkmıştı. Güzel bir duş aldıktan ve saçlarını fönledikten sonra en sevdiği giysilerini giydi. Arkadaşlarıyla Kadıköy’de buluşmak üzere sabahtan sözleşmişlerdi zaten. Hangi babetini giyeceğine ve hangi çantasını ona uyduracağına karar vermek için kapının önündeki ayna karşısında bir yirmi dakika daha vakit harcadıktan sonra merdivenlerden ağır ağır indi. Yaklaşık iki dakikalık yürüme mesafesini kat edip Minibüs Caddesi’ne ulaştıktan sonra arkadaşlarının sabah belli belirsiz bahsettikleri trafik yoğunluğuna rastladı, çok anlam veremedi, “offf, çok salaksın trafik” dedikten hemen sonra önünde kendisine sürekli korna çalan minibüse el kaldırdı.

İşte ne olduysa o zaman oldu.

El kaldırdığı minibüs ona doğru ani bir hareketle seğirtti. Derken onun önüne geçerek yolcuyu kapmak isteyen diğer minibüs de aynı hareketi yapmak isteyince iki minibüs birbirine girdi. Üçüncü bir minibüs de aynı hareketi yapmasın mı? Kısa bir süre sonra caddedeki tüm minibüsler, bağlı sokaklardakiler, paralel caddedekiler, diğer mahalledekiler, Boğaz Köprüsü’ndekiler, Avrupa yakasındakilar… Hepsi yolcuyu almak üzere harekete geçti. Minibüsler sahip oldukları madde formunu daha sonra fizikçilerin asla anlam veremeyecekleri tuhaf bir şekilde terk ederek tek bir noktaya yığılmaya başladılar. Afrika’dan, Avrupa’dan, Madagaskar’dan, Alaska’dan, Sibirya’dan, Arizona’dan, kimisi tepesinde karıyla buzuyla, kimisi tekerinde çölün kumuyla, kimisi bataklığın çamuruyla, kimisi aynasına yöresine adak olarak bağlanmış kumaş parçalarıyla, hızla toplaşarak, bir tekillik noktasında yekpare bir güç alanına dönüştüler. Çok kısa bir süre içerisinde tek bir alana sığışmaya çalışan minibüslerin yarattığı devasa kütle kendi üzerine çöktü ve bir tür enerji koridoruyla bağlı oldukları uzay gemisini de bünyesine kattı (Daha sonra olayı değerlendiren astronomlar o sırada uzay gemisinin Ay’ın arkasından çıkmış olmasının büyük bir şans olduğunu söyleyeceklerdi).

Bir anda her şey sona erdi. Yollar boşaldı, sokaklar sessizliğe gömüldü, minibüslerin teker izleri bile silindi.

Bir saat sonra Hindistan’da altlarındaki minibüsün aniden fırlaması sonucu yere düşüp kalçalarını kıranlar hastanelere koşarken, bazı İtalyanlar yıllar sonra zenginlik kaynağı çeşitli spekülasyonlara konu olacak yeni Don’un elini öpüyorlardı. ABD senatosunun atom bombası kullanma tartışması sona erdi –ama terör alarmının bir yirmi yıl daha sürdürülmesi gerektiğine karar verdiler- ve Ruslar da "ola ki ABD bu bahaneyle bize saldırır" diye hazır ettikleri atom bombalarını cephaneliklerine geri koydular. Hareket edebilir hale gelen TOMA’lar sırf antrenman olsun diye Gezi Parkı'nı halka kapattı. Kahraman kızımız ise önce arkadaşlarını arayıp “az önce çok acayip bir kaza oldu ya, gelince anlatırım. Trafik rahatladı ama...” dedikten sonra Kadıköy’e taksiyle gitti. 

Uzaylıların sonunu getiren olayın Minibüs Caddesi olarak anılan bir caddede gerçekleşmesi tarihçilerce “kaderin tuhaf bir cilvesi” olarak yorumlandı ve Dünya tarihine tuhaf bir ironi olarak kaydedildi.